Yalnız ve mağrur: Deniz Fenerleri (İFSAK Temmuz 2018 Bülteni) – Oğuz Büktel

Yalnız ve mağrur: Deniz Fenerleri (İFSAK Temmuz 2018 Bülteni) – Oğuz Büktel

1988 yılında ilk SLR’ımla başladığım, ama tümüyle odaklanamadığım amatör fotoğraf yolculuğuma, 2015 yılı başında yoğun bir şekilde geri döndüm. İfsak ve çeşitli kurumlarda ileri düzey çok sayıda atölyeye katıldım. Fotoğraf ile ilgili çok fazla okuyor, seyrediyor, öğrenmeye çalışıyorum. Fotoğraf çekmek hayatımın en büyük motivasyon kaynağı oldu. Şimdilerde, mümkün olduğunca, tüm boş zamanlarımda seyahat etmeye, fotoğraf çekmeye ve öğrenmeye çalışıyorum.

Fotoğraf yolculuğumda, çocukluğumdan beri hüzünlü, gizemli, büyülü, kocaman farklı bir dünya olarak gördüğüm deniz fenerleri kritik bir dönemeç oldu ve belki de yolumu aydınlattı. Fenerbahçe’ye olan sevdamla perçinlenen bu ilgi, giderek keyiflendi benim için ve tutku haline geldi. Türkiye’de ve yurt dışındaki deniz fenerlerini fotoğraflamaya başladım. En sevdiğim fotoğraf teknikleri olan uzun pozlama, mavi saatler ve yıldız fotoğraflamayı da deniz fenerlerine uyarlamak işin tadını artırdı. Daha önce Türkiye’de yayınlanmış dört tane deniz feneri fotoğraf kitabından farklı olarak, fener ışığının yandığı o büyülü anı yakalamaya çalışıyorum, her birinde mümkün olamasa da.

Öte yandan bu ‘proje’nin bir parçası olarak yaptığım yolculukları, ve topladığım bilgileri tek bir yerde toplamak amacıyla, bir deniz fenerleri web sitesi yaptım: denizfenerleri.com. Eksiklerimi tamamlayabilmek amacıyla, binlerce kilometreyi bulan yolculuklar yaptım, tatillerimde, iş seyahatlerimde hep gözüm deniz fenerlerinde oldu. Bir yandan Kıyı Emniyeti’nden özel izin alarak deniz fenerlerinin içerisine girdim, öte yandan ıssız karanlıklarda tepeleri tırmandım, ne yazık ki teknoloji ile birlikte kaybolan mesleklerden olan bir fener bekçisi gibi samanyolu altında deniz feneri ile yapayalnız kalmanın ürpertili ama eşsiz duygularını yaşadım.

2016 Eylül’den bu yana geçen 20 ayda Türkiye’de yer alan yaklaşık 45-50 arası tarihi deniz fenerinden 36 tanesini ziyaret ettim. Bunların bir kısmı restore edilmiş, bazıları kiralanmış ve restoran olarak kullanılıyor, hatta deniz feneri kütüphanesi adı altında yazlık ev olarak kullanılanı bile mevcut. Bazıları şehir içinde kalmasına rağmen, bir çoğu halen oldukça ıssız, zor ulaşılan yerlerde bulunuyor. Ziyaret ettiğim bazı fenerlerin coğrafyası gereği uygun fotoğraf açısı bulamamam nedeniyle bir drone alarak drone fotoğrafçılığına da başladım ve oldukça özgün fotoğraflar çekme imkanım oldu. İskoçya’ya sadece deniz feneri fotoğrafları çekebilmek için 4 günlük ve ters trafikte araç kullanmamı da gerektiren keyifli bir gezi yaptım.

Beni bu yolculukta en çok mutlu eden şeylerden biri zor ulaşılan ve haritada bile yeri tam belli olmayan bir feneri ilk kez görme anı oldu. Öte yandan Atlas dergisinin İstanbul ekinde Ahırkapı deniz feneri fotoğrafımın kapak olması ve Mart sayısında deniz fenerlerinin anlatıldığı 18 sayfalık nefis bir yazıya benim fotoğraflarımın eşlik etmesi fotoğraf yolculuğumun en mutlu anları arasında yer aldılar.

Umarım, deniz fenerlerindeki o hüznü, gizemi ve bana hissettirdiği diğer harika duyguları mümkün olduğunca yansıtabilirim. Web sitemin blog sayfalarında deniz fenerleri hakkında çoğunlukla internette bulduğum bilgiler, röportajlar, haberler ve hatta kısa filmler var. Ve ayrı ayrı hepsinden çok farklı tatlar aldığım, her birinin benim için anlamı, değeri, hissettirdikleri çok kıymetli olan deniz fenerleri ziyaretlerim.

Deniz fenerlerine yaptığım yolculuk, kimbilir belki de beni çok daha farklı bir yola götürür.

 

 

 

 

 


Leave a Comment