Antalya’ya bir iş seyahatim vardı, hem de Temmuz ayında, sıcağın tam ortasında. Tesadüf o ki, İstanbul’da sel ve dolu fırtınasının olduğu gün olması nedeniyle Antalya nispeten serindi. İki günde 15 müşteri ziyaretini gerçekleştirdikten sonra, Cuma akşamı son toplantı çıkışı takım elbiseyi bile çıkarmadan 120 km mesafeyi yaklaşık 1.5 saatte alarak kalacağım pansiyona vardım. Pansiyon sahibi beni (vergi memuru olduğum kuşkusuyla) tedirgin karşıladı, durumu anlatıp üzerimi değişince, hah şimdi oldu diyerek rahatladı.
Vakit kaybetmeden, gün batımına yetişebilmek amacıyla 20 km’lik bozuk yolu kullanarak Karaöz’e geldim. Oradan, yaklaşık bir 5 km stabilize yolu izleyerek Gelidonya Feneri (Likya Yolu) tabelasının olduğu patika yolun başlangıcına aracı parkettiğimde, yukarıdan inen gençler, “bu mevsimde buraya gelmenin hata olduğundan ve çok yorulup terlediklerinden” bahsederek motive ettiler beni. Eski bir komando olarak gülümsedim ve yola koyuldum. Yanımda yoldan aldığım iki şişe soğuk bira, iki tane litrelik su, biraz atıştırmalık, makinam, lenslerim ve ufak tripodumla tırmanmaya başladım. Likya yolu güzergahı olduğu için, sanırım Garanti Bankası, patika yolu takviye etmiş bazı yerlerde kayalarla.. Çoğunlukla yürümesi kolay, ancak giderek dikleşen, ağaçların arasında nefis bir yol, toplam iki km. Son bölümü, özellikle irtifa kazandığım için nefes nefese toplam 40 dk’da tırmanabildim. Yolda terlikleriyle yukarı çıkmış çoluk çocuk bir aileye rastladım, gençlerden daha azimlilerdi. Sadece terlikle gelmenin hata olduğundan bahsettiler.
Yukarı çıktığımda gün yeni batmıştı, kimsecikler yoktu, manzara muhteşemdi. 15 dakika soluklandım, fotoğraf çekecek konum aradım. Fener kulesinin boyaları dökülmüş ama bakımlı durumda. Sanırım ABD’li bir grup, fenerin yanına çardak/kameriye tarzı bir şey yapmış, üzeri ağaçlarla örtülü. Uyku tulumuyla gecelemek gayet mümkün burada.
Aslında yıldız çekemeyeceğimi düşünüyordum. Ay vardı, %26.8 büyüklüğünde (photopills uygulaması şiddetle tavsiye, astrophoto grubumuzdan öğrenmiştim) ama saat 23.26’da batacaktı. Photopills kullanarak Samanyolu’nun gözünü (Sagittarius) buldum. Tam deniz fenerinin arkasına düşürerek bir deneme çekimi yapayım dedim ayın şiddetinin de azalmasıyla…Ekranda gördüğüm sonuç beni fazlasıyla mutlu edince, çok heyecanlandım. Ama bir taraftan da dağın tepesinde…Zifiri karanlık bir ormanda, kimsecikler yok… Oldukça ürkütücüydü. Aile whatsapp grubuna birkaç fotoğraf gönderip, ve nerede olduğumdan bahsedince, annemden bir mesaj “oğlumm! artık in aşağı”
Kafa fenerim ve güçlü netleme fenerimle, o zifiri karanlıkta, dağın tepesinden 2 km aşağı patika inişi..Son anda ayağımı burkmam, arabaya binince hissettiğim müthiş rahatlama ve anneme mesaj… “Her anına değer..!” J
Sonbahar ya da ilkbaharda dönmek üzere!
Oğuz Büktel, Temmuz 2017
Aşağıdaki kısa drone videosu Ekim Sarıbardak’a ait.. Fenerin konumu ve muhteşem manzarası hakkında fikir vermesi için ekliyorum, pc’den seyrediyorsanız HD lütfen: